"Samimi Bir Sohbet" programımda yine kıymetli bir konuğum vardı; AK Parti Düzce Milletvekili Ercan Öztürk.
Bana göre; adının hakkını veren bir program oldu. Tıpkı yakın zamanda ağırladığım CHP Düzce Milletvekili Talih Özcan gibi Ercan Öztürk de parti rozetinden önce "Düzcelilik" ruhuyla yönelttiğim soruları içtenlikle yanıtladı.
Programı izlediğinizde eminim sizler de Öztürk’ün, Düzce siyasetinde alışık olduğumuz o “sert” ya da “imalı” üsluba sahip olmadığına kanaat getireceksiniz.
Kendisine milletvekili seçildiği günden beri belki de en çok merak edilen o "gölgede kalma" meselesini sordum. AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir ve Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü gibi ağır topların yanında sönük mü kalıyor? Yanıtında “varlık ispatı” çabası yoktu. “Ben de buradayım, gölgede kalmıyorum.” demek yerine tam tersi Ayşe Keşir ve Faruk Özlü gibi isimlerin tecrübesinden faydalandığını şu cümleyle özetledi: “Bu bir gölge değil, tecrübe okulu.”
Öztürk, sorulara verdiği samimi yanıtlarla, egolarını kapının dışında bırakmış bir milletvekili profili çizdi. Ankara’daki diplomasi trafiğinde Ayşe Hanım’ın ağırlığını, belediyecilikte Faruk Bey’in vizyonunu birer kazanç olarak gördüğüne vurgu yaptı. Kendini parlatma derdinde olanların aksine, “Düzce’ye hizmet gelsin de kimin adının geçtiğinin ne önemi var!” diyebilmesi, siyasetin ötesinde memlekete bağlılığın dışa vurumu gibiydi.
Yayında en sert ve net duruşunu ise üniversite için sergiledi. Düzce Üniversitesi’nin ulusal basında "başarılarla" değil de "aile kadrolaşması" iddialarıyla anılmasından duyduğu rahatsızlık, rektörlük seçimleri öncesi ciddi bir uyarı niteliğindeydi.
En çok da koltuk sevdasıyla yananlara ders gibi sözleri hoşuma gitti. Biliyoruz ki çoğu siyasetçi her koltuğa, her makama göz diker. Ercan Öztürk ise ‘Gönlünüzde belediye başkanlığı var mı?” soruma, “Ben sosyal bilimci tarafındayım. Faruk Özlü gibi mühendislik ve üst düzey idari tecrübe gerektiren makamlara, sırf mevki olsun diye talip olmak bu şehre haksızlıktır.” diyerek cevap verdi.
Program bittiğinde ise şunu düşündüm; siyasette asıl mesele kimin isminin önde olduğu değil, o ismin altına ne kadar çok hizmet sığdırdığıdır.