Bir Soru… Bir Dertleşme…
Haber Düzce
olarak Akçakoca Saklıkoy Otel’de yerinde takip ettiğimiz Düzce Turizm Master
Planı Lansman Toplantısı’nı dinlerken kafamı kurcalayan tek bir şey vardı; o da
uygulama… Programın soru-cevap bölümüne geçtiğimizde ise endişemi kelimelere
döktüm.
Bilindiği
üzere, Türkiye’nin pek çok şehrinde büyük emeklerle hazırlanan master planları
ne yazık ki sahaya yansımadan tozlu raflara kaldırılır. Düzce turizmi için önem
taşıyan bu stratejik belgenin de aynı kaderi paylaşmaması adına, sunumu
gerçekleştiren Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Muharrem Tuna’ya doğrudan şu soruyu yönelttim:
“Tüm
kurumlar Düzce Turizm Master Planı’nın uygulanma aşamasında Düzce
Belediyesi'ndeki gibi bir özveriyi gösterecek mi? Yani bu plan uygulanırken
koordinasyon ve denetim noktasında somut bir mekanizma kurulacak mı?”
Sorunun
ardından gelişen süreç ise salondaki herkes için oldukça sürpriz oldu.
Prof. Dr.
Muharrem Tuna’nın "Kontrol mekanizması sizsiniz" diyerek topu basına
ve vatandaşa atması üzerine, anlık bir refleksle "Biz mi?"
karşılığını verdiğim sırada Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü devreye
girdi. Esprili bir tonla "Basın derseniz yandık!" diyerek mikrofonu
eline alan Başkan Özlü, bir anda şehrin imajı ve son dönemde yürütülen algı
çalışmaları üzerine içini dökmeye başladı.
Her zaman
eleştiriye açık olduğunu, hatta yeri geldiğinde kendi icraatlarına dahi
özeleştiri getirmekten çekinmediğini vurgulayan Özlü, özellikle son dönemde
yapay zeka kullanılarak ve sadece olumsuz algı yaratmak amacıyla hazırlanan
haberlerden dert yandı. Düzce’nin olumsuzluklarla değil, potansiyeli ve
güzellikleriyle anılması gerektiğinin altını çizen Başkan Özlü, net tavrını şu
cümleyle ortaya koydu:
“Düzce’nin
imajına zarar veren benim düşmanımdır.”
Bazen
gerçekleri anlatmak için sert bir dil kullanmanın kaçınılmaz olduğunu belirten
Özlü’nün, "Bu şehir çok güzel bir şehir arkadaşlar, birbirimizi niye
kötülüyoruz?" feryadı, aslında verilen emekler ortadayken sırf karalamak
uğruna yapılan asılsız haberlere karşı duyduğu derin tepkinin özetiydi.
Belediyenin
temizlik ve altyapı hizmetlerindeki gayretine karşın, bilinçsiz davranışların
sorumluluğunu belediyeye yükleyen anlayışa da değinen Başkan Özlü,
"fırsatçılık" diline göz yummayacağını ifade etti. “Adam, çöp
kamyonunun gelmesine 10 dakika kala gidiyor, dolu konteynerin fotoğrafını çekip
yayınlıyor. Bu ahlaksızlıktır!” diyerek durumu siyasi malzeme yapanlara da
yüklendi ve ekledi:
“Bu siyaset
değil; bu şehrin imajını kim bozuyorsa o adam benden dostluk beklemesin. Çünkü
bu, bembeyaz bir kova süte bir damla katran dökmek gibidir; bütün kova gider.”
En
nihayetinde, planın denetimini sorgulamak adına sorduğum bir soru, Başkan
Özlü’nün şehir imajına dair duyduğu rahatsızlığı ve sorumluluk çağrısını
kamuoyuyla paylaşmasına vesile oldu. Şehri sadece eleştirerek değil,
sahiplenerek yol alabileceğimizin altı bir kez daha çizildi.
Toplantının
en anlamlı ve hafızalara kazınan mesajı ise Başkan Özlü’nün şu temennisiydi:
“Lütfen şehrimizin kıymetini bilelim…”
Ve bunların
hepsi benim yüzümden oldu… Ama bence iyi de oldu… Şehrin geleceği ve ortak
sorumluluğumuz üzerine herkesin düşünmesi açısından son derece kıymetli bir
tablo ortaya çıkardı.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.


